Teknoloji

AB’nin Yeni ‘Pusulası’ Türkiye İlişkilerinin Yönünü Değiştirir mi?

Avrupalı 27 üye devlet temsilcisinden oluşan Avrupa Birliği (AB) Konseyi’nin 21 Mart onaylayarak kamuoyuna açıkladığı AB Stratejik Pusulası () Türkiye’de tepkiyle karşılandı. Dışişleri Bakanlığı, “tam üyelik adayı olan NATO müttefikini bu denli sığ bakış ile almak AB için vizyonsuzluk ve talihsizlik” değerlendirmesinde bulundu ve Doğu Akdeniz ile ilgili bölüm için de “uluslararası hukuka, teamüle ve hatta AB’nin kendi müktesebatına aykırı ve gerçeklikten kopuk” tepkisi gösterildi.

VOA Türkçe’nin AB açısından “güvenlik ve savunma” başlıklarında pusula niteliğindeki 47 sayfalık belgeye ve Türkiye’nin tepkisine ilişkin görüşlerine başvurduğu deneyimli diplomatlar ise, Ankara’nın tepkisini haklı gördü ancak Türkiye’nin insan hakları açısından kırık karnesi bulunduğunu vurguladı. AB nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği görevinde bulunmuş emekli büyükelçiler Uluç Özülker (1995-1998), Oğuz Demiralp (2002-2005) ve Selim Kuneralp (2009-2011), pusula belgesine ilişkin her iki tarafa da “çuvaldız batırmak” gerektiğini kaydetti. Türk Dışişleri’nde üst düzeyde görev almış deneyimli diplomatlar, Doğu Akdeniz ile ilgili olarak AB’nin Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin etkisinde kaldığı görüşünü paylaştı.

“Türkiye gereklerini yerine getirmiyor, AB de zorlaştırıyor”

Emekli Büyükelçi Uluç Özülker, VOA Türkçe’ye değerlendirmesinde, AB ile Türkiye ilişkileri bakımından üyelik noktasında pek iyimser olmadığını işaret etti. Özülker, “Yıllar içerisinde AB üyeliğini desteklemiş olsam da aslında her iki tarafın da üyelikten kaçındığını söyleyebilirim. AB kaideler bütünü. Bütün tarafların, kaidelere rağmen kendi çıkarları noktasında itirazları söz konusu ki bu çıkarlar bakımından ise sadece asgari müştereklerde buluşulması mümkün olabilecektir. Aday ülke konumuyla ilgili AB müktesebatı hangi noktasında ise, katılacak taraf olarak Türkiye’nin katılacağı tarihteki müktesebat hangi aşamada ise olduğu gibi kabul etmesi beklenecektir” yorumunda bulundu. Dolayısıyla Türkiye’nin artık AB’yi mevcut üyeleri ve hukukuyla kabul etmesi gerektiğini kaydeden Özülker, 2000’li yılların başında o dönemki Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder ile Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın Türkiye’nin AB üyeliğine yolu açtığını ancak Avrupa Konseyi’nin insan hakları nedeniyle Türkiye’yi gözetim altında tutması nedeniyle müzakerelere başlanamadığını hatırlattı. Özülker, “O dönem (2000’li yılların başı) bu gözetim kararı kaldırılarak, AB ile üyelik müzakereleri ise 2004 sonunda başlayabildi. Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesi Türkiye bugün de insan hakları bakımından gözetim altında. Örnek olay olarak Kavala davası nedeniyle… Evvela Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nin ‘temel haklar açısından artık sorunsuz’ kararına ihtiyaç vardır. 1994 sonrasıydı Türkiye yine Avrupa Konseyi’nden yaptırım aşamasına gelmişti ve gözetimde tutulmaya devam etmişti. Şimdi ikinci kez yaptırım aşamasına geliniyor. Türkiye, kendi yönünden AB üyeliğine gerçekten niyetliyse bile gerekleri yerine getirilmedi. AB yönünden ise Türkiye’nin alınmasını zorlaştırabilecek ne varsa onlar yapılıyor. Bir AB diplomatı ifadesiyle ‘Öyle bir kemiksiniz, boğazdan yutsanız gitmiyor geri itseniz de gitmiyor’ gözüyle Türkiye’ye bakılıyor. Yıllarca Avrupa’ya müzakereci olarak görev aldım, şimdiki Türkiye’nin demokrasisiyle ilgili durumunu kabul edemeyen vatandaşlardan birisi olarak bugünü nasıl savunabiliriz ki” dedi.

Türk Dışişleri’nin açıklamasındaki Doğu Akdeniz bölümüyle ilgili tepkisi içinse “Günaydın” diyen Uluç Özülker, “Ben Brüksel’de görevliyken Yunanistan’ın ilk başvurusu sözkonusu olmuştu. O dönemde ekonomik koşulların yanı sıra Türkiye’yle dengeleri bozacağı için AB Komisyonu karşı rapor yazmıştı. Ama sonra Fransa’nın baskısıyla Yunanistan üye yapılırken Türkiye ise üyelik başvurusunu yapmadı” anlatımıyla Ankara’nın bugün artık Yunanistan’ın AB üyesi olduğu gerçeğiyle hareket etmesi gerektiği görüşünde. Özülker, “Oysa Ukrayna’daki krizde Türkiye rolünü yeniden kanıtladı” diyerek AB’nin bu pusula belgesinde bunu yeterince anlayamadığını da sözlerine ekledi.

“Türkiye için tek yol Cumhuriyet’in gösterdiği istikamet”

Emekli Büyükelçi Oğuz Demiralp de, VOA Türkçe’ye açıklamasında, Ukrayna savaşı başlamadan önce kaleme alınmış ve sonrasında kısmi değişiklikler yapılmış olan AB Stratejik Pusulası’nın ciddi eksiklikleri olduğu düşüncesinde. Demiralp, “AB’nin böyle bir stratejik pusula belgesi ortaya koyması zaten gerekliydi bu bakımdan doğru yönde atılmış bir adım ama Ukrayna savaşından sonra gözden geçirmek gerektiği kanısındayım. Bu pusula belgesinden genişleyen bir Avrupa değil de kendi içine kapanmış ve kendini korumaya yönelik bir Avrupa imajı ortaya çıkıyor. O bakımdan perspektifini biraz kusurlu buluyorum. Türkiye gibi bir adayla ya da diğer bir adaylarla savunma alanında nasıl bir işbirliği yapılabilir o konu pek açık değil. Ama bu belge tabii savaştan sonra genişletilecektir. Son savaş AB’nin savunma alanında da bir kimlik kazanma ihtiyacını ve bunun NATO’ya karşı veya NATO’nun dışında olamayacağını ortaya koydu. Aslında bu kimlik kazanma ihtiyacını Ukrayna savaşıyla birlikte Batı’nın kendi içinde bütünleşme ihtiyacının Avrupa’ya yansıması olarak görmek gerekir. AB, kendi savunmasını İngiltere ve ABD olmadan hatta Türkiye olmadan düşünemez. Balkanlar’daki ülkeler olmadan düşünemez. Yanlış olur. Dünyadaki gelişmeler de bunu gösteriyor” diye konuştu.

AB’nin pusula belgesinde içe dönüş, kapanma psikolojisinde olduğunu yineleyen Demiralp, oysa bunun AB’nin geleceğini riske düşürdüğünü belirterek, ancak Türkiye’nin de AB normlarından uzaklaşmış olduğunu kaydetti. Demiralp, “AB’nin bize karşı eksik yaklaşımında bizim de kusursuz olduğumuz söylenemez. Eğer AB normlarında ilerleyen, demokrasi hukuk devleti, insan hakları konusunda daha ileri bir düzeyde bir ülke olsaydık sanıyorum AB Stratejik Pusulası’nda Türkiye ile işbirliği konusu daha fazla yer alabilirdi. Son olaylar gösteriyor ki Türkiye için tek yol Cumhuriyet’in gösterdiği istikamette Batı demokrasisidir. Doğu despotluğu bizim için bir tercih olamaz. Cumhuriyet’in çağdaşlık amacının sonu olur, despotluğu değil Batı demokrasisi bizim seçtiğimiz yol olmalıdır” ifadesini kullandı.

Türkiye’nin tepkisini kapsamlı şekilde ifade etmediğini kaydeden Demiralp, “Türkiye, Avrupa savunması, güvenlik mimarisi konusundaki fikirlerini de bu vesileyle dile getirmiş olurdu. Böylece de ‘Avrupa savunması’ düşüncesine katkıda bulunmuş olurdu. Çünkü diplomaside sonuç almak istiyorsanız her şeyi olumludan söylemeye çalışmak gerekir. ‘Güzel, bunları söylemişsiniz ama’ deyip o kağıdın kusurlarını ortaya koymak daha yapıcı ve inandırıcı hatta Avrupalılar’ın aklını çelici bir yaklaşım olurdu. Ama bizim tepkimiz her zaman olduğu gibi dar ve sadece bizim ile ilgili hususlarda kalmış. Doğu Akdeniz konusundaki Türkiye’nin tepkisi temelde haklıdır. Avrupa yine aynı hatayı yapıyor, Yunanistan ve Rum tezlerini AB temeli içinde dayanışma ruhuyla ele alıp aklamaya ve savunmaya çalışıyor. O tezler doğru değil, bin defa anlattık. AB de biliyor ama dayanışma ruhu adına Yunanistan ve Rumlar’ın arkasında durmaya çalışıyor. Bizim Doğu Akdeniz’deki hatamız saldırgan bir üslup kullanmamız idi. Saldırgan bir üslup yerine diplomatik bir üsluba geçersek Avrupa’yla daha verimli bir diyalog kurmaya çalışabiliriz. Dışişleri’nin verdiği bu tepki iyi yazılmamış bir kağıttır. Unsurlar bir bakıma doğrudur ama özeleştiri yanı da yoktur” yorumunu aktardı.

“Hiçbir iktidar AB üyeliğini istemedi neticesi de bu belge”

Emekli Büyükelçi Selim Kuneralp de, VOA Türkçe’ye değerlendirmesinde, “AB’nin otonom savunma oluşturmasında en büyük sıkıntı ve engel şimdiye kadar maddi kaynak sağlanamamasıydı. Barış temettüsü yüzünden AB o konulara çok fazla yatırım yapmak istemiyordu. Ukrayna savaşından sonra bu değişti. Yalnız ben bunun karşılığını bu metinde gördüğümü pek söyleyemeyeceğim. Bu acil müdahale gücü halen 5 bin kişi ile sınırlı tutuluyor. Bir diğer sorun ise karar alma mekanizması ne şekilde çalışacak? Dış politikada kullanılan oybirliği ile karar alma durumu devam etseydi o zaman çok zayıflayacaktı bu gücün kullanılması ihtimali. Çünkü 27 ülkeden birisi dahi bunu engelleyecek konumda olurdu. Öneri olarak diyor ki farklı, nitelikli çoğunluk olabilir ve bunu’ karar alma imkanını sağlayalım’ gibi gördüm. Bu tabii çok önemli bir değişiklik olur. Bu durumda bazı ülkeler kendi rızaları olmadan askeri operasyona girmiş sayılırlar ve bu enteresan geldi. Ama İngilizce’de müphem bir tabir vardır ya ‘şeytan ayrıntılarda gösterir kendini’. Bakalım ne şekilde somutlaştırılacak bu belge” tespitini paylaştı.

Doğu Akdeniz ile ilgili AB’nin 2017’den itibaren Türkiye’nin bölgeye araştırma gemisi sevk etmesiyle birlikte kullandığı ifadelerini yinelediğini belirten Kuneralp, “’Türkiye’nin tek taraflı hukuk dışı eylemi’ tabirini kullanıyorlar. Bu AB ile ilişkilerini tehdit ediyor. Burada benim dikkatimi çeken partner ülkede yer alıyoruz. Fakat Kanada, Norveç, ABD güvenilir partner olarak görülürken, Türkiye içinse ‘partner olmasını isteriz ama Doğu Akdeniz sorunları buna engel oluyor’ anlamını çıkarıyorum ben bu belgeden. Bu da çok hoş bir şey değil. Yani AB’nin Türkiye’ye güvenilir bir komşu partner olarak bakmadığını gösteriyor bu belge. Bu belge dışında insan hakları, hukuk devleti, demokrasinin iyileştirilmesi konuları da karşımıza çıkıyor. Almanya Şansölyesi’nin (Olaf Scholz) ziyareti sırasında da bunun gündeme geldiğini anlıyorum. Dolayısıyla Türkiye, hakikaten Ukrayna savaşından sonra yeni oluşmakta olan Avrupa yapılarına girmek ya da en azından yanaşmak için bir takım adımlar atması gerektiğini ve özellikle savunma işbirliği konusunda bir şey yapmak istiyorsa Doğu Akdeniz konusuna ciddiyetle eğilmesi gerektiğinin mesajını bu pusula belgesinde görüyoruz” dedi.

AB’ye üyelik bakımından ise pek iyimser olmadığını kaydeden Kuneralp, “Ben Türkiye’de gelmiş geçmiş hiçbir iktidarın samimiyetle AB üyeliğini arzu ettiğini görmedim ki, AB ile ilgili bütün görevlerde bulundum. Sadece iktidar değil bürokratı, askeri, tüccarı, sivil, hiç kimse istememiştir. Çünkü AB, bir kural ve düzen manzumesidir. Bize çok yabancı gelen şeyler bunlar. Hiçbir iktidar kurulduğundan beri AB üyeliği işine sarılmadı ve neticesi de bu yani şimdi Türkiye’nin adaylığından falan kimse bahsetmiyor artık Türkiye’de de kimse bahsetmiyor” sözleriyle belgede aday ülke vurgu olmamasını yorumladı.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu