Teknoloji

“Cezaevine Gazete Alınmaması Hak İhlalidir”

DİYARBAKIR- Türkiye’nin değişik cezaevlerinde yatan bin 809 mahkum, 2017-2022 yılları arasında dışarıdan istedikleri Özgürlükçü Demokrasi, Yeni Yaşam, Yeni Asya, Aydınlık, Ortadoğu, Birgün, Milli Gazete, Evrensel, Cumhuriyet, Karar ve Özgür Gelecek isimli gazete veya dergilerin çeşitli nüshalarının kendilerine verilmemesi üzerine Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. Mahkeme bütün başvuruları toplu olarak inceleyerek karar verdi.

Anayasa Mahkemesi, çeşitli cezaevlerinde tutuklu bulunan mahkumların, değişik gazete ve dergilerin kendilerine verilmediği gerekçesiyle yapılan başvuruda, “ifade özgürlüğü ihlali” kararı verdi. Yüksek Mahkeme ayrıca, ifade özgürlüğünün ihlali nedeniyle başvuruda bulunanlara 500’er TL manevi tazminat ödenmesini de karara bağladı.

Mahkeme kararında, hem mahkumların hem de Adalet Bakanlığı’nın görüşlerine yer verdi. Bakanlık, AYM’ye gönderdiği yanıtta, mahkumların talep ettiği yayınların terör örgütü propagandası niteliğinde olduğunu iddia ederek, “İdare ve derece mahkemelerinin birleşen diğer dosyalardaki gerekçeleriyle benzer mahiyette olduğu görülen kararların gerekçelerinden, ilgili yayınların terör örgütünün açık propagandası niteliğinde olduğunun anlaşıldığı, idarenin ceza infaz kurumunun güvenliğini sağlama yönündeki takdir marjı da göz önünde bulundurulduğunda başvurucuların hüküm giymiş olduğu terör suçu nedeniyle yayınlara izin verilmesinin kurum güvenliğini tehlikeye sokma ihtimalinin mevcut olduğu değerlendirilmiştir” denildi.

“İfade özgürlüğü ihlal edildi”

Başvurularla ilgili kararını açıklayan mahkeme, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini belirtti. Süreli yayınların verilip verilmemesinin cezaevlerine göre farklılık gösterildiğine dikkat çekilen kararda şu görüşlere yer verildi: “Anayasa Mahkemesi, tutuklu ve hükümlülerin ücretini ödeyerek satın almak istedikleri süreli yayınların ceza infaz kurumlarına kabulu konusunda uygulamadan kaynaklanan bir yapısal sorun olduğu gerekçesiyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır. İfade özgürlüğüne ilişkin olarak derece mahkemelerince giderilemeyecek, idari ve hukuki düzenleme yapılmasını gerektirecek nitelikte yapısal sorun tespit edildiğinden yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı değerlendirilmiştir.”

Kararda ayrıca, başvuruda bulunanların talep ettikleri süreli yayınlar hakkında ilgili dönemde herhangi bir toplatma kararı bulunmadığı ya da ilgili yayın kuruluşları hakkında da bir kapatma kararı olmadığına da dikkat çekildi. Mahkumların şikayetçi olduğu olayların bir kısmının yaşandığı tarihlerde ülkede OHAL’in devam ettiğine vurgu yapan AYM, “Bununla birlikte idare ve derece mahkemeleri başvuru konusu olaylara ilişkin kararlarında olağanüstü halden kaynaklanan koşullara herhangi bir atıf yapmadıkları gibi, Anayasa Mahkemesi’nce de başvuru konusu müdahalelerin olağanüstü hal koşullarının gerekleriyle bir ilgisi kurulamamıştır. Nitekim olağanüstü halin sona ermesinden sonra da başvuru konusu müdahale hiçbir değişikliğe uğramadan devam ettirilmiştir” dedi.

“Tutuklu ve hükümlülerin ifade özgürlüğü koruma altındadır”

Kararı VOA Türkçe’ye değerlendiren Diyarbakır Barosu Başkanvekili Zuhal Işık, AYM kararının yerinde olduğu görüşünde. Karara konu yayınların başvuruda bulunanlar açısından, bulunduğu ceza infaz kurumu ile işlediği suçun bir etkisi olmadığına dikkat çeken Işık, “Yayının tümünün veya bir kısmının mahpusa verilmemesi şeklindeki kısıtlamanın mahpusun ıslahı ile bağlantısı yoktur. Mahpusa verilmeyen süreli veya süresiz yayının cinsi, içeriği, yayınlayanı ve sorunlu görülen kısımların hangileri olduğu belirtilmemiştir. Tabi böyle bir analizin yapılabilmesi için söz konusu yayının yasadışı örgütlerle veya örgüt faaliyetlerinin meşru gösterilmesiyle bir ilişkisi varsa mahpusun ifade özgürlüğü ile demokratik toplumun yasadışı örgütlerinin faaliyetlerine karşı kendini korumaya ilişkin meşru hakkı arasında denge kurulmalıdır. Ancak bu denge kurulmadan yayınlar verilmemiştir” dedi.

Işık, dengenin kurulabilmesi için şu önerilerde bulundu: “Bütünüyle ele alındığında müdahaleye konu yayının özel bir kişiyi, kamu görevlilerini, halkın belirli bir kesimini veya devleti hedef gösterip göstermediğinin, onlara karşı şiddete teşvik edip etmediğinin, bireylerin fiziksel şiddet tehlikesine maruz bırakılıp bırakılmadığının, bireylere karşı nefreti alevlendirip alevlendirmediğinin, yayında iletilen mesajda şiddete başvurmanın gerekli ve haklı bir önlem olduğunun ileri sürülüp sürülmediğinin, şiddetin yüceltilip yüceltilmediğinin, kişileri nefrete, intikam almaya, silahlı direnişe tahrik edip etmediğinin, söz konusu yayında yer alan ifadelerin ceza infaz kurumunun güvenliğini, disiplinini ve düzenini tehlikeye düşürüp düşürmediğinin, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden olup olmadığının, karara konu sınırlayıcı tedbirin demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik nitelikte ve tedbirin başvurulabilecek en son çare niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.” Zuhal Işık, bu hususlar dikkate alınmadan yayınların verilmediğine dikkat çekti.

“Cezaevi yönetimleri AYM kararlarını uygulamıyor”

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Diyarbakır Şube Eşbaşkanı Bünyamin Şeker ise asıl sorunun cezaevi yönetimlerinin AYM kararlarını uygulamaması olduğunu savundu. AYM’nin daha önce de benzer kararlar verdiğine dikkat çeken Şeker, “Temel problem Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmıyor olması ve uygulamadaki birliğin olmamasıdır. Aynı kampüs içerisindeki bir cezaevi ve diğer cezaevi arasında idare anlamda farklı uygulamalar var. Anayasa Mahkemesi mevcut kararında da buna değinmiş” dedi.

Bu karardan sonra cezaevlerine ilişkin yeni yasal düzenlemelerin yapılmasının beklendiğini vurgulayan Şeker, “AYM’nin kararın içerisinde özellikle dikkat çektiği konu uygulamada birliğin sağlanması üzerine mekanizmanın oluşturulması aslında. AYM, sürekli, istikrarlı bir idari mekanizma, idareye güveni arttırmak adına uygulamadaki birliği sağlamak üzere bir mekanizmanın oluşturulması gerektiğini vurgulamış. Elbette ki Anayasa Mahkemesi’nin ihlal konusunun ortadan kaldırılması, bu mekanizmanın oluşturulması, idarelerin özellikle keyfi anlamda uygulamalarına son vermesi ve bağlayıcı olan bir kararın bütün, idare, mahkemelerin ve kurumların bunu esas alarak, bir uygulama icra etmesi gerekirken, maalesef kararların uygulanmaması keyfidir. Cezaevlerindeki eğitim komisyonlarının vermiş olduğu kararlar kendilerine göre oluyor. Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu kadar oraya yansımıyor. Diyor ki bunu denetleyecek bir mekanizma oluşturulması gerekiyor. Bu ihlal kararından sonra muhtemelen idari ve yasal bir değişikliğe gidilerek, bir mekanizma oluşturulması gerekecek. Bundan sonra biz hukukçular olarak, en azından bu mekanizmaların oluşturup oluşturulmadığını takip etmeliyiz” şeklinde konuştu.

    İlgili Makaleler

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

    Başa dön tuşu