Son Dakika

Doğruysa büyük skandal; Şeker krizinin perde arkası…

Ayçiçek yağından sonra şeker de karaborsaya düşüp de, 270 liralık şeker çuvalının fiyatı 700-800 liraya fırlayınca, İYİ Parti Denizli Milletvekili Yasin Öztürk iki ayrı önerge paylaştı sosyal medya hesabında.

*

Önergelerin ilki 4 Kasım 2021 tarihliydi; imalatçı, sanayici vesair olmayan sıradan tüketicinin de “şekersizlik“le karşı karşıya kalmasından aylar önce verilmişti.

Tarım Bakanı, yüzde 94’lük artış ve 3,1 milyon ton üretimle, şekerde bütün zamanların rekorununun kırıldığını söylerken, piyasada şeker bulunamıyor oluşunun tuhaflığına işaret ediyor, zam beklentisi içindeki şeker fabrikalarının piyasaya satış yapmamasından kaynaklanan sorunların tespit edilmesi ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi için bir Meclis araştırması açılmasını talep ediyordu.

Açılmadı tabii.

*

İkinci önerge, 15 Mart 2022 tarihli.

Konu yine şeker krizi.

Tarım Bakanı değişti ya, “Bir umut” deyip, bir defa da çiçeği burnunda Bakan’a soruyor Öztürk:

– Türk Şeker’in stoklarında ne kadar şeker var? Yeterli mi? Hangi marketlerle anlaşmalı? Anlaşma şartları ne? Özel fabrikalarla aradaki fiyat uçurumu nereden kaynaklanıyor? Piyasa denetimi yapılıyor mu? Sanayiciye satış düşünülüyor mu?

*

Cevapları kısmen piyasa verdi aslında; ama yine de asıl cevap bekleyen soru ortada hâlâ:

Ülkedeki şeker üretimi tüketimi karşıladığı halde çekilen yokluğun sebebi ne? Varolduğu aşikar haldeki çürüme, tarladan son tüketiciye uzanan zincirin hangi halkalarında?

*

Öztürk’ün sonuç alamadığı bu iki önergeyi okuyunca, tam yerine denk geldi dedim; kendisini, şeker krizini konuşmak üzere Salı günü yaptığım YouTube yayınına davet ettim.

Bütün bu endişeleriyle birlikte öyle bir “söylenti”yi paylaştı ki; normal koşullarda yeri yerinden oynatması gerekirdi.

*

Yasin Öztürk’ün “Değişik dedikodular da geliyor” diyerek aktardığına göre;
Burdur’daki devlete ait şeker fabrikasından, Afyon’da bulunan “özelleştirilmiş” fabrikaya şeker sevkiyatı yapıldığı iddiası vardı!

Öyle az buz da değil;

“Devletin fabrikasından bir günde çıkan 24 TIR’dan 10’unun Burdur’daki özel fabrikaya gittiğinden, diğer 10 TIR’ın muhtemelen anlaşmalı oldukları bisküvi fabrikasına yollandığından, toptancıya ise ancak geriye kalan 4 TIR’ın dağıtılabildiğinden” söz ediyordu Öztürk.

Bir TIR, 27 ton şeker alıyor bu arada.

*

“Bu bir günlük bir şey mi, kaç gün tekrarlandı belli deği; kayıtlara bakılsın” diyen İYİ Partili milletvekiline kulak veren olacak mı bilmiyorum.

Ama “dedikodu” diyerek anlattıklarının yarısı bile gerçek ise vahimden de öte.

Zira, bu yapıldıysa, yani devletin şeker fabrikası tüketici yerine, işi zaten şeker üretmek olan fabrikaya şeker sattıysa, satıyorsa, ve o özel fabrika da devletin fabrikasından 290-300 liraya aldığı şekeri piyasaya 700 liraya satıp, yüzde yüzün üzerinde haksız kazanç sağlıyorsa, Öztürk’ün ifadesiyle “Stokçuluğu devlet yapmış oluyor. Piyasayı dengelemesi beklenenler stokçuluğu teşvik ediyor” bu durumda.

 

Tarım ilk defa “sorun” oldu

——————————-

Başlıkta olumsuz bir anlama karşılık geliyor gibi dursa da tarımın “sorun” olması olumlu bir gelişme aslında.

Aynı yayında, yine Yasin Öztürk‘ün paylaştığı bir anket sonucuna göre Mart ayının ilk yarısı itibarıyla ülkenin en önemli sorununun “ekonomi” olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 26,8, “pahalılık” olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 16,8,  “işsizlik” olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 8,5, “eğitim” olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 5,8, “tarım” olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 5,4 çıkmış.

Ve bu “ilk defa” oluyormuş; “tarım” bu nevi anketlerde ilk defa “memleket meselesi” olarak kayda giriyormuş.

Olumlu bir gelişme demem bundan; geç de olsa tarımsal üretimin stratejik önemini, değerini, hayatiliğini, vazgeçilmezliğini idrak etmeye başladık demek ki!

 

Protein eksiliği başa bela olmasın da…

——————————–

Dünya gazetesinden Ali Ekber Yıldırım‘ın bildirdiğine göre, Et ve Süt Kurumu’nun et fiyatlarına yaptığı yüzde 48’lik zammın sebebi, kapılarında oluşan uzun kuyruklarmış! Bunu azaltmak için yapmışlar!

Marifet ise iltifat edelim;  vatandaşın ete erişiminini azaltmak, kısıtlamak, sınırlandırmak marifet mi?

Protein eksikliğinin her yaş grubunda gelişimden, organ yetmezliğine, bağışıklıktan kas kaybına, zihinsel işlev bozukluğuna kadar değişik alanlarda yol açtığı ayrı ayrı arazlar, hastalıklar var da, ben iktidar olsam özellikle bir tanesiyle muhatap olmak istemezdim asla;

Yetersiz protein alımı çabuk sinirlenmeye de yol açıyor zira…

Tam da yoksullaşma hızında rekora koştuğumuz, işsizliğin, açlığın, yokluğun tavan yaptığı çağda, nasıl bir iktidar aklı, bile isteye “öfkeli vatandaş” krizine zemin hazırlar Allah aşkına!

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu